Bu makalenin biraz değiştirilmiş biçimi Bilim ve Gelecek’in Mayıs 2007 sayısında yayınlandı.

 

ABD’deki Yaratılışçı Akımlar ve Türkiye ile Bağlantıları

 

Amerika Birleşik Devletleri, bilim ve teknoloji alanında en önde gelen ülkelerden biri. Gerek Nobel ödülü kazananların arasında vatandaşlarının çokluğu, gerekse yüksek teknoloji geliştiren şirketlerinin bolluğu gibi ölçülerde Türkiye gibi görece geri kalmış ülkelerin çok ilerisinde gözüküyor. Ancak ABD’nin bir de daha az bilinen bir yanı var. Öteki gelişmiş Batı devletleri ve Japonya ile karşılaştırıldığında, ortalama ABD vatandaşları güçlü dinsel inançları ve bunlara bağlı bilim karşıtı akımlara destekleri ile de göze çarpıyor.

Amerikan popüler kültüründe açık bilim karşıtlığı bulmak zordur, ancak bunun nedeni çoğu zaman bilimin teknoloji ile özdeşleştirilmesi ve teknolojik değişimin neredeyse her zaman olumlu görülmesidir. Bilimin içerisinde olanlar, özellikle temel bilimlerdeki kapsamlı kuramsal çerçeveleri çok etkili ve ikna edici bulurlar. Ama popüler kültür açısından, örneğin saç dökülmesine çare olabilecek bir hap, evrenin genişlemesini anlamamıza yardımcı olabilecek yeni bir fiziksel açıklamadan çok daha pratik ve anlamlı bulunulabilir. Bu bakımdan, birçok kişi kolaylıkla ileri derecede bir teknolojik gelişme istekliliği ile kuramsal ve temel bilimsel düşünceye kuşkuyla yaklaşmayı bir arada yürütebilir. Dolayısıyla, Amerikan halkının dindarlığı, milliyetçiliği ve tutuculuğuyla tanınan önemli bir kesimi, bilim karşıtı ancak teknolojik gelişme yanlısı akımlara da yakınlık duyar.

Bu bilim karşıtlığının en göze batan yanı, yaratılışçı düşüncelerin halkın kayda değer bir bölümünce benimsenmesidir. Birçok Amerikalı evrimi reddeder, aynı zamanda en az 1960’lardan beri Amerika, dünyanın önde gelen sözde-bilimsel yaratılışçı kurumlarının da merkezi olmuştur. Avrupada ve öteki gelişmiş ülkelerde yaratılışçılık pek az destek bulur ve ender olarak kamu gündemine girer. Amerikada ise, son zamanlarda Harun Yahya etkisi ile Türkiyede olduğu gibi, yaratılışçılık sürekli olarak gündemdedir. 2006’da Science’ta yayınlanan bir araştırmaya göre, çoğu Avrupa ülkesi, Japonya, Türkiye ve ABD (toplam 34 ülke) karşılaştırıldığında, halkın evrimi benimseme düzeyinde Türkiye sonuncu, ABD de sondan ikinci durumda gözüküyor.[1] Yani, teknolojik gelişme düzeylerindeki büyük farka rağmen, Amerika ve Türkiye, vatandaşlarının evrime bakışları bakımından birbirine oldukça yakın duruyor.

En basit ve ABD içinde en çok destek gören evrim karşıtı görüş biçimi doğrudan dinsel içerikli yaratılışçılık. Tutucu, kutsal metinleri mecazi olarak değil fakat açıkça tarihsel ve bilimsel gerçekleri sunan yazılar olarak yorumlayan Hristiyanlik biçimlerinin Amerikan kültürü içerisinde derin kökleri vardır. Yirminci yüzyıl başlarında Protestan “fundamentalist” ya da köktendinci akım olarak kendini gösteren bu dinsel tutuculuk, aynı zamanda evrime karşı tavır aldı. Öyle ki yirminci yüzyılın ilk yarısında, birçok eyalette lise düzeyinde evrimin öğretilmesine karşı yasalar vardı; bu yasalar değiştikten sonra bile çevre halk baskısı dolayısıyla çok zaman evrim derslerde yer almadı. Bugün bile özellikle tutucu güney eyaletlerinde ve kırsal bölgelerde evrim ders yılının sonuna bırakılan ve “zaman yetmezliği” nedeniyle işlenmeyen bir konu oluyor.

Eğitimde evrime karşı yasal engeller ABD anayasasındaki kilise-devlet ayrımına dair madde yüzünden kalktı. Dahası, özellikle yirminci yüzyıl ortalarında ABD anayasa mahkemesi bu maddeyi daha katı laik bir biçimde yorumlayınca okulların duayla açılması gibi uygulamaların yanında doğrudan dinsel yaratılışçılığın da öne yasal engel çıktı. 1950 ve 60’larda uzay yarışı ve Sovyetler ile bilimsel rekabet daha önem kazanınca, Amerikan bilim çevreleri eğitimde reforma yöneldi ve devlet desteğini arkalarına alabilidi. Yeni biyoloji kitapları evrime merkezi bir önem verdi. Doğal olarak, bu gelişmeler dinsel tutucular arasında tepkiye yol açtı. Böylece 1950’ler ve 60’lardaki eğitim sistemi değişiklikleri aynı zamanda İncil’i doğrudan Tanrı kelamı olarak algılayan ve geleneksel yorumlarda ısrar eden çevrelerden destek alan sözde-bilimsel yaratılışçılığın yeniden canlanmasına neden oldu. Özellikle hidrolik mühendisi Henry Morris’in kurucusu olduğu Yaratılış Araştırma Enstitüsü (ICR: Institute for Creation Research) en etkili ve önde gelen yaratılışçı grup olarak tanındı. ICR tipi yaratılışçılık yalnızca evrim kuramını kökten reddetmekle kalmıyor, çağdaş doğal bilimlere tümden karşı cephe alıyor. Bu karşıtlığın en önemli nedeni ICR ve benzeri kuruluşların evrenin yaklaşık 6-10 bin yıl önce yaratıldığı inancını öne çıkarmaları, ve bu yüzden fosiller de içinde olmak üzere çoğu yerbilimsel olgunun tarihsel bir gerçek olarak gördükleri Nuh Tufanı aracılığıyla gerçekleştiğini ileri sürmeleri.[2]

1970 ve 80’lerde ICR tipi yaratılışçıların talepleri devlet okullarında evrimin yanısıra “yaratılış modeli”ne eşit zaman tanınmasına odaklandı. Ama dindar, tutucu bölgelerde önemli siyasi başarılarına rağmen mahkemelerde kilise-devlet ayrımı engeline takıldılar. Sunuçta, bariz dinsel içerikli yaratılışçılık türleri yalnızca aydın kesim, yüksek eğitim ve bilim çevreleri tarafından reddedilmekle kalmadı, halk arasında yaygın desteğe rağmen resmi eğitim sisteminden dışlandı. Dinsel inançlara dayanan bu destek hiç bir zaman azalmadı; kamuoyu oylamaları sürekli olarak Amerikan halkının %40-45’e yakınının yaratılışçılığa destek çıktığını, ve yaratılışçılığın lise düzeyinde alternatif bir kuram olarak eşit zaman tanınmasına desteğin bazen %80’lere bile çıktığını gösterir. Ve dinsel temelli özel okullar gibi eğitim kurumlarında yaratılışçılık her zaman önemli bir yer buldu. Ama bu halk desteği sınırlı kaldı ve hiç bir zaman bilimsel kurumların çıkarlarını önemli derecede tehdit edecek boyuta ulaşamadı. Üniversite ve araştırma kuruluşları yaratılışçılığı bilim eğitimindeki yanlışlıkların ve çağdaş bilimin kültürel zayıflığının belirtisi olarak gördüler ve genç kuşakta bilimi meslek edinmek isteyenler arasında azalmaya yol açabileceği için kaygı duydular. Yaratılışçılık çok yaygın oldugundan, Amerikalı üniversite ögrencileri, hatta biyoloji öğrencileri arasında önemli bir evrim karşıtı azınlık her zaman vardır, ama lisansüstü düzeyinde ve doktora sonrası pek az görülür. Sonuçta ABD bilim dünyası genel kültür içindeki yaratılışçılıktan pek az etkilendi.

İçerik bakımından ICR tipi yaratılışçılık Müslüman ülkelerdeki popüler yaratılışçılık biçimlerine oldukça yakındır. Örnegin Türkiyede, 1980’lerin ortalarında, İslami muhafazakarların kontrolündeki Milli Eğitim Bakanlığı evrime karşı tavır alınca ve evrime karşı ciddi bilimsel eleştirilerin varlığı izlenimini uyandırmak gereğini duyunca, ICR tipi Amerikan yaratılışçılarına danıştı. İslami çevre kökenli Türk akademisyenlerin raporları ICR’ın birçok görüşünü benimsedi, ve devlet eliyle ICR kökenli yayınlar Türkçeye çevrildi ve lise öğretmenlerinin kullanımına sunuldu. İncil’e odaklanmış, koyu Protestan Hristiyan kökenli bir yaratılışçılığın İslami bir kitleye hitap etmeyeceği düşünülebilirdi. Ancak Amerikalı sözde-bilimsel yaratılışçılar uzun süredir, resmi okullara girebilmek için İncil’i arka plana bırakıp yaratılışçılığı yalnızca bilime dayalı bir tez olarak gösteriyorlardı. Dolayısıyla Müslüman yaratılışçılar, ICR temelli savlarda çoğu zaman ufak değişiklikler yapmakla yetindiler. Örneğin evrenin yalnız birkaç bin yaşında olduğu düşüncesi, Kuran’ın evrenin yaşı konusunda İncil’den daha muğlak kalması nedeniyle İslami yaratılışçılar arasında az kabul gördü.

Bugün Harun Yahya adı altında çıkan yayınlar da çok zaman Amerikan, ICR tipi yaratılışçılıktan esinleniyor, hatta her zaman kaynak belirtmese de Amerikalılardan kopya çekiyor. Yalnız ICR tipi yaratılışçılığın ABD’deki yeri Harun Yahya’nın Türkiye ve İslam dünyasındaki etkisiyle karşılaştırıldığında daha zayıftır. Amerikadaki ciddi düşünce yaşamı içerisinde yaratılışçılığın rolü yok gibidir. Üstelik liberal, yenilikçi Hristiyan çevreler de giderek siyasal sağ kanat ile özdeşleşen ICR tipi yaratılışçılığa şiddetle karşı çıkar. Örneğin iyi Amerikan üniversitelerindeki ilahiyatçıların ICR tipi yaratılışçılığa destek çıkması neredeyse düşünülemez. Ama Türkiyede bazı ilahiyatçılar ve İslamcı aydın kesim arasında evrim ve “materyalizm” karşıtı akımlara sempati azımsanamayacak düzeyde. Hatta ICR liderleri Türkiyedeki yaratılışçılığa gıpta ile bakıyor; gerek maddi kaynaklarının zenginliği, gerek medya kullanımındaki başarıları, gerekse devletin eğitim kurumları üzerindeki etkileri bakımından İslami yaratılışçılık Hristiyan esin kaynaklarının önüne geçmiş gibi görünüyor.[3]

ICR tipi yaratılışçılığın önemli bir kesim halk desteğine rağmen eğitimci ve aydın çevrelerinde çok sınırlı etki bulması, 1980’lerden sonra ABD’de evrim karşıtlarının taktik değiştirmesine yol açtı. Bazı yaratılışçılar düşüncelerini son yıllarda çok başarılı olan Amerikan dinci-popülist kültürel politikanın temel bir parçası haline getirmeye çalıştı. Ve gerçekten, yalnızca tutucu bölgelerde halkın demokratik, çoğunluk isteği gerçekleşebilse, yaratılışçılık çoktan bir sürü eyalette ders kitaplarına girmiş olurdu. Ancak politik destek bulmanın yanısıra, iki sorun sürekli olarak yaratılışçıların karşısına çıkıyordu. Açık dinsel temelli evrim karşıtlığı kilise-devlet ayrımına takılıyordu. Ve köktendinci olmayan aydın kesim içerisinde ICR tipi yaratılışçılığın sıfır destek bulması, dinsel temelin altını çizmekle kalmayıp yaratılışçılığın bilimden ne kadar uzak olduğunu da gösteriyordu. Bu sorunları çözmek için Amerikalı evrim karşıtları yeni bir akımda çare aradılar: “akıllı tasarım.”

Akıllı tasarım yandaşları kendilerini “Darwinizme,” daha doğrusu doğaüstü güçlere yer vermeyen evrim kuramına karşı bilimsel bir alternatif sunan akademisyenler olarak gösterirler. ICR tipi yaratılışçılık ile akıllı tasarım arasında kesin bir ayrım yaparlar, ve İncilin her satırının doğru olup olmadığı yada evrenin kaç yıl önce oluştuğu gibi tartışmalara pek karışmazlar. Temel tezleri bilginin, yada işlevsel karmaşıklığın kaynağının mutlaka akıllı bir varlık olması gerektiğidir. Günümüz doğal bilimlerinde geçerli olan görüş, karmaşıklığın kaynağının tamamen fiziksel olduğu ve tesadüflerin ve doğal yasaların etkileşmesinin sonucu doğduğudur. Akıllı tasarımcılar bu görüşü reddeder, ve Darwinin öngördüğü biçimde bir evrim mekanizmasının dışarıdan bir bilgi katması gerçekleşmeden karmaşık canlıları açıklamaya yetemeyeceğini ileri sürerler.

Bu temel tez birçok dinin, ve özellikle tektanrılı dinlerin dünyayı algılama biçimine oldukça yakın düşer. Ama ABD’deki evrim karşıtları için bu temel tezin en önemli yanı hiçbir dinin kendine özel öğretilerine yakından bağlı olmaması. Herhangi bir mezhepin dogmalarına doğrudan bağlı olmadığı için, akıllı tasarımın bariz dinsel kökenli ICR yaratılışçılığı ile karşılaştırıldığında daha az devlet-kilise ayrımına dayalı yasal engellerle takılacağı düşünülebilir. Bu bakımdan, ABD’de akıllı tasarım savunucuları değişik dinlerden yandaşlarına her zaman dikkat çekerler. Yalnızca tutucu Hristiyanlar arasında değil, Museviler, Budistler, ve hatta Müslümanlar arasında biraz olsun destek gösterebilmeyi önemli sayarlar. Örneğin, 2005’te Kansas eyaletinde lise derslerinde akıllı tasarıma yer verilmesi üzerine geçen tartışmalarda, evrim karşıtı Kansas eğitim yetkilileri birçok akıllı tasarım yanlısını tezlerini açıklamaları için eyalete davet etti. Bu davetliler içerisinde bir de Türk vardı: Mustafa Akyol. Ilımlı bir İslami yazar ve akıllı tasarımın Türkiye’deki en önde gelen destekçilerinden biri olarak Akyol, akıllı tasarımın dar Hristiyan köktendinci bir görüşe indirgenemeyeceğini savundu.

Akıllı tasarım destekçilerinin çok az sayıda bile olsa normal Amerikan akademik çevreleri içinden çıkmaları da akıllı tasarımın ABD’de eğitim sistemine girme olasılığı için önemlidir. İçinde biyologlar da olmak üzere birkaç doğal bilimci artı bir de dinlerine bağlı birtakım filozof akıllı tasarım görüşlerine arka çıktı. Ve son beş-on yıl içerisinde, Türkiyede Harun Yahya rüzgarları eserken, Amerikada da akıllı tasarımın dinsel içerikli olmayan bilimsel bir evrim alternatifi olarak okullarda yer alması talepleri yükselmeye başladı. Akıllı tasarımın siyasal destekçileri genelde eskiden ICR tipi yaratılışçılığı okullara sokmaya çalışmış olan tutucu dinci kesim arasından çıktı, ama bu kez daha az din kokan bir evrim karşıtlığını mahkemelerden geçirebilmek umutları vardı.

Bu noktada akıllı tasarım taktikleri tıkanmaya başladı. Çünkü akıllı tasarım gerçekten evrime bilimsel bir alternatif getiriyor olsaydı, bilimsel çevrelerde daha fazla yandaş bulmaya başlaması, hiç olmazsa da akıllı tasarım tezine dayalı bilimsel etkinliklerin gerçekleşmesi ve artan sayıda bilimsel yayına yol açması beklenebilirdi. Tam tersine, son onbeş yıl içerisinde akıllı tasarım elde tutulur hiç bir bilimsel sonuç verebilmiş değil. Bilim insanları arasında ezici çoğunluğun görüşü akıllı tasarımın evrime karşı ciddi bir eleştiri getirememiş olduğu yönündedir. Akıllı tasarımın bilim çalışanlarınca görmezden gelindiği ya da ayrıntılı olarak incelenmeden ideolojik nedenlerle reddedildigi savı da yanlıştır. İlgilenen birçok uzman, akıllı tasarım tezlerini biyoloji, fizik, matematik, bilişim ve birçok dalın bakış açısından ayrıntılı bir eleştiriden geçirmiştir. Şu anda görünen, akıllı tasarımın bilimsel olarak tamamen başarısız bir görüş olduğudur.[4]

Ve belki de kaçınılmaz olarak, liselerde akıllı tasarımın okutulması talepleri ABD’de mahkemelerden de yara aldı. Pennsylvania eyaletinde, 2005 sonunda bir yargıç akıllı tasarımın bilimsel olarak boş olduğuna ve açıkça dinsel amaçlarla, dinsel bağlantılı kuruluşlar tarafından desteklendiğine gönderme yaptı ve devlet liselerinin bilim derslerinde akıllı tasarımın yer almasının kilise-devlet ayrımına aykırı düşeceğine karar verdi. Tabii ki bu gelişme ABD’de süregelen evrim ve eğitim üzerine tartışmalara son vermiş değil. Amerikan toplum yapısında ve din anlayışında kökten bir değişme olmadıkça da evrim her zaman tartışmalı bir konu olarak kalacaktır. Ancak 2005’teki kararla ABD’deki bilimsel topluluk geçici de olsa biraz nefes alma olanağı buldu.

Bu arada akıllı tasarım, Mustafa Akyol gibi savunucuları aracılığıyla Türkiyede de ilgi çekmeye başladı. Akıllı tasarim yanlısı az sayıda ABD’li bilim insanı, tezlerini bilimsel literatürde savunmakta zorluk çeker, ancak çok sayıda popüler kitap aracılığıyla görüşlerini kamuya sunagelir. Bunlarin birçoğu kısa zamanda Türkçeye çevrildi; bugün İstanbul kitabevlerinin bilim kısımlarında Phillip Johnson gibi akıllı tasarımcıların kitapları Stephen Jay Gould gibi gerçekten önemli biyologların kitaplarının yanında satılıyor. 1997’de, Harun Yahya ilk piyasaya çıktığında, yaratılışçılığı desteklemek için Amerika’dan ICR bağlantılı birkaç yaratılışçı konuşmacı getirmişti. Amaç, Batılı bilim çevreleri içinde bile evrim karşıtı bir dalganın yükseldiği izlenimini yaratmaktı. 2007’de ise, İstanbul Belediyesi aracılığıyla bir “Yeryüzünde Yaşamın Kökeni” konferansı düzenlendi. Mustafa Akyol ve Alpaslan Açıkgenç gibi Türk akıllı tasarım yandaşlarının yanısıra, David Berlinski ve Paul Nelson gibi tanınmış akıllı tasarımcılar da konuştu. Harun Yahyanın getirdiği yaratılışçılar gibi, akıllı tasarımcılar da bilimsel çevreler içinde evrim karşıtı ve geleneksel din yanlısı gelişmelerin olduğunu ileri sürdüler. Bu iddialar doğru olmasa da medya aracılığıyla ilgi çeken bir konuma yerleşti.

ABD’de akıllı tasarımın geleceği ICR tipi yaratılışçılığa benzeyecek gibi gözüküyor: entellektüel değeri çok az olan ancak dinsel tutucu çevrelerin güçlü desteği nedeniyle gündemde kalacak ve arada bir siyasal başarı yakalayabilecek bir düşünce akımı. Türkiyede de akıllı tasarım tipi yaratılışçılık başarı kazanabilir. Üstelik ABD ile karşılaştırıldığında akıllı tasarımcılığın Türkiyede önemli bir avantajı var. Batı dünyasında, gerek bilimsel gerekse genel aydın çevreler arasında evrim kök salmıştır; dünyayı apaçık bir doğaüstü tasarım eseri olarak gören düşünce biçimi ise geçmişte kalmış durumda. Türkiye’de ve İslam dünyasında, görece küçük bir Batılılaşmış kesim dışında evrenin kuşku götürmez bir Tanrı eseri olarak algılanması hala çok yaygın. Dolayısıyla akıllı tasarım tipli bir yaratılışçılık, İslami bir ortamda oldukça rahat kabul bulacaktır.

Gerek ICR tipi bariz dinsel yaratılışçılık, gerekse akıllı tasarım gibi daha akademik boyutu olduğu izlenimini veren yaratılışçılık türleri hem ABD’de hem de Türkiyede etkili olabiliyor. Bu yüzden akla gelen bir soru ABD kökenli Hristiyan ağırlıklı yaratılışçılık ile İslami yaratılışçılik arasıda kurumsal bağ olup olmadığıdır. Bu sorunun kısa yanıtı kurumsal bağların çok az ve pek zayıf olduğudur. Türkiyede kendini gösteren yaratılışçılık biçimlerinin Amerikadan ithal olup olmadığı da sorulabilir. ABD’de en çok ses getiren yaratılışçılık biçimleri siyasal sağ kanadın bir parçası olduğundan, ve Amerikan sağının aşırı milliyetçi ve dış politikada emperyalist eğilimleri yüzünden, bir siyasal art niyet kuşkusu bile ortaya çıkabilir. Fakat böyle bir görüş en azından abartılı olur. Öncelikle, tarihsel olarak Türkiye ve İslam ülkeleri üzerinde evrimci düşüncenin etkisi Batı ile karşılaştırıldığında daha azdır. Özellikle halk kültürü düzeyinde evrimi benimsemiş Müslüman bir toplum şu anda gözükmüyor; hatta kolaylıkla bugün İslama bağlı kitlelerin dünyanın en yaratılışçılığa yatkın kültürüne sahip olduğu söylenebilir. Birçok İslam ülkesinde, ve özellikle geleneksel İslamın kamu yaşamı üzerinde büyük etkisi olan ülkelerde, evrim karşıtlığı gündeme çok gelmez. Ama bunun nedeni katı Islami bir ortamda evrimin sözünün bile çok geçmemesidir. Harun Yahya gibi bir hareketin Türkiyede ortaya çıkması ve Türklerin İslami yaratılışçılıkta dünyada öncü bir konuma yerleşmeleri bir rastlantı değildir. Yahya tipi İslami yaratılışçılığın Türkiyeden kaynaklanması bir yerde Türkiyenin kısmi Batılılaşmasının, Batıya yönelişte en ileri gitmiş bir İslam ülkesi olmasının, ve tepki çekecek kadar bir evrim bilincinin ortaya çıkmasının belirtisidir.

ABD kökenli yaratılışçılık ile bağlantılar değerlendirilirken, evrim karşıtı düşüncelerin Türkiyedeki İslami kesimler içinde uzun bir tarihi olduğu da göz ardı edilmemelidir. 1980 ortalarında başlayan ICR bağlantılarından çok önce Türkiyedeki önemli bazı dinsel akımlar, özellikle Nurculuk, evrim karşıtı bir tavır almıştı. Bugünkü Harun Yahya tipi yayınlar eskinin Nurcu yaratılışçılığından öte bir boyuttadır, ama sonuçta İslami yaratılışçılık, bugünkü içeriğinin bir bölümü ABD kaynaklı olsa da temelde yerel kökenli bir düşünce akımıdır.

ABD merkezli yaratılışçı kurumlar ile Müslüman yaratılışçılar arasındaki bağlar incelendiğinde de, ABD yaratılışçılığının Müslümanlar üzerinde en önemli etkisinin düşünce alışverişinden  kaynaklandığı görülür. Bugün ICR’ın başındaki John Morris’in Türkiye ile ilişkisi 1970’lerde Nuh’un gemisinin kalıntılarını bulmak amacıyla Ağrı dağı çevresine araştırma gezileri ile başladı. Ama Morris’e göre Türkiye ve Türkler ile ilişkisi birtakım kişisel dostluklar ötesine geçmedi, ve 1980’lerdeki Milli Eğitim Bakanlığı ile iletişimleri tamamen Türk tarafının insiyatifi ile gerçekleşti.[5] Türk yaratılışçıları kendi düşüncelerine dışarıdan, özellikle bilimde ileri olarak gösterilebilecek Batı kaynaklı destek arayınca doğal olarak ICR ve ICR yayınları ile karşılaştılar, sonra da ICR yaratılışçılarının deneyim ve düşüncelerinden bazılarını Türk ortamına uyarladılar. Türkiye kökenli olmayan, ancak İslam dünyasında tanınan bazı evrim karşıtı düşünürler de ICR yaradılışçılığından yararlanır. Örneğin İran kökenli Seyyed Hossein Nasr ve Malezyalı Osman Bakar da evrime karşı eleştirilerinde bazı ICR’a bağlı Hristiyanları kaynak olarak kullanır.[6] Ama bu örneklerde de ICR ile benzer görüşlü Müslüman yaratılışçılar arasında bir kurumsal bağ yoktur. Zaten ICR ve benzerleri koyu Hristiyan, İslam ile ilgisi misyonerlik idealine uzaktan destek olmaktan öteye gitmeyen kuruluşlardır. İslami yaratılışçılar ile aralarında düşünce alışverişinden öteye giden ciddi bir bağları olduğunu düşünmek için bir neden yoktur.

Şu anda ABD’li akıllı tasarımcılar ile Müslümanlar arasında da ancak zayıf kurumsal bağlar görünüyor. Mustafa Akyol’un Amerikadaki önde gelen akıllı tasarım savunucularını barındıran Discovery Institute ile ilişkisi de temelde ayrı dinlerden de gelseler evrim hakkında benzer görüşte olan kişilerin düşünce alışverişine dayanıyor. Türkiye dışında bazı “bilginin İslamlaştırılması” yanlıları da akıllı tasarım ile ilgileniyor, ancak Discovery Institute gibi kuruluşlar ile aralarında yine derin bir kurumsal bağ bulunmuyor.

Evrimci ve yaratılışçı görüşler arasındaki mücadele, Amerika’da daha çok uzun sürecek gibi gözüküyor. Her ne kadar bilimsel çevrelerce dışlansa da, ve siyasal talepleri her ne kadar kilise-devlet ayrımına takılsa da, yaratılışçılığın toplumsal tabanı oldukça güçlü. Türkiyedeki durum için de benzer şeyler söylenebilir. Amerikan yaratılışçılığının toplumbilimsel analizlerinde göze çarpan, Amerikada önemli bir nüfusun hem muhafazakar nitelikli dinsel inançlarını korumakta hem de çağdaş teknolojinin nimetlerinden yararlanmakta ve günümüz ekonomisinde başarı sağlamakta ısrarlı olduğu.[7] Ve sözde-bilimsel yaratılışçılık birçok kişi için kendilerini hem dindar hem de bilim yanlısı sayabilmenin bir yolunu sunuyor. Türkiyedeki yaratılışçılık da benzer bir toplumsal tabana dayanıyor. Harun Yahya yayınları geleneksel ve kırsal karakterli İslamcı topluluklardan çok çağdaş teknolojik ve ekonomik ortamlarda başarı arayan ancak dinsel kimliklerinde ısrar eden kişileri hedef alıyor. Şu ana kadar başarıları da Harun Yahya yanlılarının önemli bir pazar bulduklarını gösteriyor. Dolayısıyla son yıllarda Türkiyeyi etkisi altına alan yaratılışçılık dalgasının kısa dönemde hız kaybetmesini beklememek gerekir.

Çağdaş bilim savunucuları doğal olarak Türkiyede de yaratılışçılığın önünün kesilmesini isteyeceklerdir. ABD’de evrimcilerin yaratılışçılık karşısındaki sınırlı başarıları bilimsel çevrelerin kesin tavır alışı, yasal ve siyasal alanda din-devlet ayrımının geçerliliğini koruması, ve tutucu köktendinci çevrelere karşı etkili bir liberal dinsel muhalefetin bilimsel çevreler ile birlikte hareket etmesine dayanıyor. Türkiyedeki evrim yanlısı güçler daha zayıf bir konumda. Herşeyden önce, yerli bilimsel çevrelerin toplumsal prestiji ve etkisi daha güçsüz. Dahası, Türk tipi laiklik yalnızca İslamcilar arasında değil fakat aydın çevrelerde sürekli sorgulanıyor; Türkiye laiklik geleneğinin tepeden inmeci, halkın demokratik istencine karşı duran niteliği tartışılabilir olsa da, eğitimde yaratılışçılığa kesin engel olabilecek katı laiklik yorumunun şu anda siyasal olarak zayıf olduğu açık. Ve belki de en önemlisi, liberal Hristiyanlığa benzer rol alabilecek liberal İslam biçimleri de görece zayıf. Cumhuriyeti kuran kuşağın öngördüğü bireyselleştirilmiş, inanırların kişisel dinsel görevleriyle sınırlanmış, dünya işlerine karışmayan İslam anlayışı dar bir elit çevrenin dışında Türk halkı arasında hiç bir zaman tam olarak benimsenmedi. Şu anda Türkiye şeriata kadar uzanmasa da İslami söylemin kamu alanında meşruluk kaynağı olarak daha öne çıkacağı bir yola girmiş gibi gözüküyor. Böyle bir ortam yaratılışçılık için de son derece uygun olacaktır.



[1] Jon D. Miller, Eugenie C. Scott, Shinji Okamoto, “Public Acceptance of Evolution,” Science 313 (2006), pp. 765-66.

[2] Ronald L. Numbers, The Creationists: From Scientific Creationism to Intelligent Design (Cambridge: Harvard University Press, 2006).

[3] Taner Edis, An Illusion of Harmony: Science and Religion in Islam (Amherst: Prometheus Books, 2007), bölüm 4.

[4] Matt Young ve Taner Edis, Why Intelligent Design Fails: A Scientific Critique of the New Creationism (New Brunswick: Rutgers University Press, 2004).

[5] John Morris, kişisel görüşme, 2001.

[6] Seyyed Hossein Nasr, Knowledge and the Sacred (Albany: State University of New York Press, 1987).

[7] Raymond A. Eve and Francis B. Harrold, The Creationist Movement in Modern America (Boston: Twayne, 1991).


Taner Edis ABD’de Missouri eyaletinde Truman State Üniversitesi fizik bölumünde ögretim üyesidir. Son kitabı An Illusion of Harmony: Science and Religion in Islam (Amherst: Prometheus Books, 2007). [Bir Uyum Yanılsaması: İslamda Din ve Bilim.]


Taner Edis
Home
Last modified: May 30, 2007